- Tiit tiit (ego basma sesi).
- Selam.
- Evet, biz Ankara'da ego basıyoruz otobüse binerken, bir çeşit kart. Manyetikli felan, öğrencisi mavi, paso almazsan eline alıyorsun.
- Bence Bram Stoker's Dracula, herkesin öpüştüğü filmdir. Lucy; Arthur'la, Teksaslıyla, psikiyatristiyle, Dracula'yla, hatta Mina'yla öpüşüyor. Mina; Lucy'yle (bunu zaten dedik), Keanu Reeves'le, Dracula'yla ve Anthony Hopkins'le öpüşüyor. Keanu Reeves; Mina'yla, Monica Belluci'yle ve diğer iki vampir gelinle öpüşüyor. Dracula Van Helsing'le, Van Helsing Arthur'la, Arthur psikiyatrla, hepsi psikiyatrla, Doğu Ekspresi gibi şerefsizim.
- Ensestin Türkçesi yasakseviymiş. Bunu ne zaman söylesem dik dik yüzüme bakılıyor. Yasakseviye de hep yasakevi diyesim geliyor, daha kısa, iki saat aradaki "s" harfini telaffuz etmekle uğraşmıyorsun, dudaklarını yormuyorsun, temiz. Bence ensest demeye devam edelim, yasaksevi çok Türkçe, ensest deyince sanki Türklerin tarihinde hiç ensest yokmuş gibi oluyor (bok yok).
- Sakalı ile saçının boyu aynı olan erkekleri görünce dayanamıyorum, suratına bir yumruk atasım geliyor (erkek olmaları ile alakalı değil tabi bu, kadın olsalar da aynı, ama daha kadın görmedim, bilemeyeceğim). Ama yapmıyorum, başka yöne bakıyorum, içime kapanıyorum.
- Tam karşımda göt çeneli bir vatandaşımız oturuyor. Bunu aşağılama amaçlı söylemiyorum ama bence bu Viggo Mortensen stili çeneye göt çene denir ve denmeye devam etmelidir. O arkadaş göt çenesi ile gurur duyuyor olabilir. Benim çenemde bir çukur bile yok, ben de bununla gurur duyuyorum. Bence hepimiz çenelerimizle gurur duymalıyız. Neyse, bu göt çeneli vatandaşımızın sakalları yeni uzamaya başlamış. Garip bir doğallığı olan bir görüntü var karşımda, doğal insanın, ilk insanın poposu gibi. Valla ben göt çeneli olsam, sakalım tamamen uzayana kadar evden dışarı adımımı atmazdım. Cesaret işte bu karşımdaki arkadaşın yaptığına denir.
- Mel Gibson'ın Hamlet filmini izledim. Olmamış, 70 yapımı korku filmlerine benziyor. Helena Bonham Carter'ın insanı üzüntüden ağlatan Ophelia performansı dışında; çok ağladım ya. Gözlüklerim ıslandı bütün. Ama film olmamış. Cesur Yürek'ten Hamlet mi olur len? Olur. Olur ama, ancak bir İngiliz'in yazdığı, Danimarka'da geçen bir oyunu, İtalyan yönetmene yaptırıp başrolünde de Avusturalyalıyı oynatırsan olur, o da olmaz.
- Avusturalyalı kelimesinin içinde "ustura" buldum.
- Bizim Beytepe'nin girişinde kimliklerimizi Gollum kontrol ediyor. Valla, ATK'nın kimlik kontrolcülerinden biri Gollum. Soracağım bir gün, kimliğini göstermesini isteyeceğim, Gollum yazmıyorsa isim hanesinde, şerefsizim.
- Dün gece Pathology diye bir film izledim. Kes-biç-seks filmi. Artık hepsi öyle. Bir de eskiden yapılmış korku filmlerini de yeniden çekiyorlar ya, onlar sadece kes-biç filmiyken, yeni versiyonları kes-biç-seks filmine dönüşüyor. Artık aynı tarz film yapa yapa konu da uyduramıyorlar, yakında bunların da konusuzu, hayvanlısı filan çıkar, inceden çıtlatayım dedim. (Hayvanlısı var zaten, Hayvan Mezarlığı'nın yeni versiyonu)
- Kadın yazarların kadınlarla ilgili kitap yazması midemi bulandırıyor, biz kadın ırkının ne kadar eksik ve geri kalmış olduğunu hissettiriyor bana, hoşlanmıyorum. Aha işte önümde var bir tane reklam; Marge Piercy, Zamanın Kıyısındaki Kadın. Ah, başka bir şey yazamaz çünkü kadınlar, illa zamanın kıçındaki bir kadından bahsedecekler. Reklamı okuyorum bak, 'Bu kez bir "kadın ütopyası"...', ay yok devam edemeyeceğim, midem bulandı. Bu arada evet, aynen bu şekilde yazılmış reklam, kadın ütopyası sözcükleri hem italik hem de tırnak içinde, Türkçede böyle bir kural yok bence; duble vurgu. Bir de sonuna üç nokta, ooh, bütün menopozlu ev kadınları alır okur artık. Belki kitabın kendisi iyidir, bilemem, ama reklam bitiriyor bunu, reklam. Bir de kitabın adı bitiriyor. Niyetini belli et de, bu kadar belli etme.
- Hemen arka sayfasında Samuel Beckett'ın romanının reklamı var. "...savaşla ilgili hiçbir şey içermiyor. Peki neyle ilgili bu roman? Hiçbir şeyle! Olay örgüsü yok (olay yok ki zaten)..." Bu ne şimdi? "Ay Samuel Beckett, bi siktir git ya!" dedirten bir reklam. Bence bu üstadın kitabının önemini de bu reklam yok ediyor, ben size söyleyeyim. Reklamlara aldanmayın, Samuel Beckett okuyun, iyidir. Hele anlayabilirseniz, şahanedir. Ben açıkçası Waiting For Godot'dan çok bir şey anlamadım, söyleyeyim. J-Stor'dan bir iki bir şey okuyayım.
- İnmem lazım, görüşürüz.
- Daaat!
- ...
30 Nisan 2010 Cuma
30 Nisan 2010, Eryaman - Beytepe 8:30 otobüsü
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder